E

Gümrükçü’den Güç’e: CHP’nin telefonu nerede?

Siyaset dünyası, yerel yönetimlerdeki dijital mülkiyet tartışmalarını Çiğli eski Belediye Başkanı Utku Gümrükçü ile yeni yönetim arasındaki telefon kriziyle yeniden hatırladı. Gümrükçü’nün, halefi Onur Emrah Güç’ü hedef alarak CHP’nin kurumsal hafızasını barındıran cep telefonunu görev teslimi sırasında “cebine koyup götürdüğünü” iddia etmesi, sadece bir siyasi polemik değil. Bu durum, kamu kurumlarında dijital envanter yönetiminin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren bir turnusol kağıdı.

Eskiden devir teslim denildiğinde akla çelik kasa anahtarları ya da mühürler gelirdi. Bugün ise bir yönetici koltuğunu bırakırken yanında götürdüğü şey sadece bir cihaz değil; kurumun iç yazışmalarına, rehberlere ve gizli dijital izlere açılan bir kapı. Dijitalleşme iş yapış biçimlerini hızlandırırken, kurumsal mülkiyet ile kişisel kullanım arasındaki sınırları da bulanıklaştırdı.

Cihazın maddi değerinden ziyade, içindeki verinin bir “kamu emaneti” olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Gümrükçü’nün çıkışı, dijital varlıkların şahsi mı yoksa kurumsal mı olduğu sorusunu masaya yatırıyor. Bu vaka, bir belediye başkanının elindeki cihazı bırakırken izlemesi gereken dijital etik protokolünün Türkiye’de neredeyse hiç olmadığını kanıtlıyor.

Dijital envanter yönetimi neden karmaşık?

Kurumsal telefonlar artık sadece arama yapmaya değil; WhatsApp grupları üzerinden şehir yönetimini takip etmeye, sosyal medya yönetimine ve denetim süreçlerine hizmet ediyor. Bir önceki dönemden kalan telefon, yeni yönetici için hem hazır bir ağ avantajı hem de devasa bir güvenlik açığı demek. Telefonu iade etmemek, sadece bir “donanım hırsızlığı” değil; o cihazla ilişkili tüm dijital kimliklerin de kişiyle birlikte başka bir yere taşınmasıdır.

Dünyadaki yönetim modellerinde, bir yönetici görevden ayrıldığında cihaz anında BT departmanının “karantina” sürecine girer. Cihaz sıfırlanır, bulut yedekleri kuruma aktarılır ve yetkiler iptal edilir. Bizde ise “telefon sende kalsın, verilerini sonra alırım” gibi geçici çözümler, tam da bu tür krizleri doğuruyor. Siyasi çekişmeler, teknik güvenlik zafiyetlerini görünür kılsa da sorunu magazinsel boyuta hapsetmekten öteye geçmiyor.

Telefon değil, kurumsal hafıza kaybı

Burada söz konusu olan bir cihazdan ziyade belediyenin dijital parmak izidir. Eğer o telefonun içinde kurumsal e-postalar, özel görüşmeler veya belediyenin sosyal medya hesaplarına bağlı iki faktörlü doğrulama kodları (2FA) varsa, cihazı teslim etmemek ciddi bir güvenlik ihlalidir. Birçok yönetici cihaz değiştirdiğinde eski verilerini yeni cihazına “kopyalayıp” cihazı sıfırlamadan kenara bırakıyor. Dijital sızıntıların en büyük kaynağı tam olarak bu.

Gümrükçü’nün durumu kamuoyu önünde dile getirmesi, idari bir disiplin sorununa işaret ediyor. Kurumlar, tahsis ettikleri teknolojinin takibini yapmakla yükümlüdür; bu, şahısların vicdanına bırakılacak bir alan değil. Eğer bir belediye, yöneticisinin ayrılırken yanında götürdüğü bir telefonu aylar sonra fark ediyorsa, BT departmanının süreç yönetiminde ciddi bir kopukluk var demektir.

Kurumsal cihazlarda “Sahiplik” yanılgısı

Kamu görevlileri, kendilerine tahsis edilen teknolojik araçları bazen “kişisel bir hak” olarak görme eğilimindedir. Oysa bir belediye başkanı veya üst düzey bürokrat, makam aracını geri teslim ederken nasıl ki anahtarı bırakıyorsa, dijital makamı temsil eden cihazları da aynı şekilde bırakmalıdır. Sorun burada cihazın markası veya modeli değil, cihazın içerdiği verinin mülkiyetidir. Bir belediye başkanının kişisel rehberindeki numaralar ile belediye işleri için kullandığı numaralar aynı cihazda harmanlandığında, “kişisel veri gizliliği” ile “kamu yararı” çatışmaya başlar.

Özellikle belediye yönetimlerinde, WhatsApp üzerinden yürütülen “gayriresmi” karar alma süreçleri, telefonların birer arşiv niteliği kazanmasına neden olmuştur. Resmi evrakların bile dijitalleştiği bir ortamda, cihazın teslim edilmemesi aslında bir nevi “evrak kaçırmakla” eşdeğerdir. Denetim süreçlerinde müfettişler geçmişe dönük bir inceleme yapmak istediklerinde, eğer dijital cihazlar (telefonlar, tabletler) usulüne uygun devredilmemişse, kurumun dijital hafızası geri dönülemez şekilde kaybolmaktadır.

BT Departmanlarının sorumluluk boşluğu

Belediyelerde ve kamu kurumlarında Bilgi İşlem (BT) departmanlarının genellikle sadece “sorun çözen” birimler olarak görülmesi, stratejik planlama yapmalarını engelliyor. Bir cihazın zimmetten düşümü veya iadesi, genellikle manuel formlarla ve fiziksel imza ile yürütülüyor. Oysa modern kurumsal yönetim sistemlerinde “Mobile Device Management” (MDM – Mobil Cihaz Yönetimi) yazılımları kullanılır. Bu yazılımlar sayesinde, cihazın içindeki şirket verileri merkezden tek bir komutla silinebilir, cihaz kilitlenebilir veya konumu tespit edilebilir.

Çiğli’de yaşanan bu olay, MDM sistemlerinin eksikliğini veya var olmasına rağmen uygulanmadığını gösteriyor. Eğer bir belediye, yöneticisine verdiği telefonu bir “siyah kutu” gibi yönetiyorsa, o verinin güvenliğinden de söz edilemez. Cihazların içindeki verilerin kurumsal bulut sistemlerine senkronize edilmesi ve cihazın iadesiyle birlikte erişimin kesilmesi teknik olarak standart bir prosedür olmalıdır. BT birimlerinin, siyasi makam sahipleri karşısındaki “pasif” tutumu, kurumun dijital varlıklarının güvenliğini tehlikeye atan en büyük unsurdur.

Dijitalleşme ve şeffaflık sınavı

Siyaset, şeffaflık üzerine kuruludur. Ancak dijital şeffaflık, henüz kamuoyu tartışmalarında hak ettiği yeri bulamamıştır. Seçim sonrası devir teslim süreçlerinde, “mühür” teslimi kadar “dijital anahtarların” teslimi de bir tören veya resmi protokol haline getirilmelidir. Bir belediye başkanı, makamı devrederken sadece fiziki anahtarları değil, belediyenin dijital platformlarına erişim yetkilerini de şeffaf bir tutanakla yeni yönetime aktarmalıdır.

Telefon krizi, aslında buzdağının görünen kısmıdır. Kurumların sosyal medya şifreleri, resmi e-posta hesapları ve belediye uygulamalarındaki yetkilendirmeler, kişi odaklı değil, makam odaklı tanımlanmalıdır. Kişiler değiştiğinde, makamın sahip olduğu dijital yetkiler yeni kişiye otomatik olarak devredilmelidir. Telefonu cebine koyup gitmek, aslında sadece fiziksel bir cihazı değil, o makama ait olan dijital yetkiyi de üzerinde tutmaya çalışmaktır ki bu da idari bir zafiyettir.

Gelecekte bizi ne bekliyor?

Siyasetçilerin kullandığı teknolojik donanımlar artık birer “devlet arşivi” gibi korunmalı. Önümüzdeki dönemde yerel yönetimlerde sadece yazılımların değil, donanımların da merkezi bir yönetim altında, görev bitimiyle otomatik kilitlenen bir sistemle çalışması şart. Aksi halde, “telefonu cebine koyup gitme” polemikleri her seçim döneminden sonra tekrar edecek.

Dijital verilerin korunması teknik bir mesele olduğu kadar bir yönetim etiğidir. Bir belediye başkanı koltuğunu devrederken makamın dijital gücünü de usulüne uygun teslim etmelidir. Gümrükçü ve Güç arasındaki tartışma, siyasi bir gerilimin ötesinde, kamu kurumlarının dijital varlık yönetimindeki “amatörlüğünü” sorgulamamız için önümüze bırakılmış bir dosya gibi duruyor.

Bu olaydan çıkarılması gereken ders net: Teknolojiye sahip olmak, onu yönetmeyi bilmekle aynı şey değil. Yarın çok daha kritik bir veri kaybıyla karşılaşmamak için dijital devir teslim süreçlerinin şeffaflaştırılması zorunlu. Siyasi çekişmeler bir yana, bu teknik güvenlik açığına dair somut bir idari düzenleme görecek miyiz, yoksa konu sadece bir “telefon krizi” olarak mı kalacak? Kamu yönetimi, dijital çağda sadece kağıt üzerindeki evrakı değil, uçuşan dijital verileri de korumakla mükelleftir.

Yazan: Erol

cokmatrak.com editör ekibi tarafından araştırılıp hazırlanmıştır.

Son güncelleme: 17 Ağustos 2026

Bu içerik yapay zekâ destekli araçlarla hazırlanmış, yayınlanmadan önce editör tarafından gözden geçirilmiştir.

0
Erol

Erol

Teknoloji üzerine yazıyor.

Yorum yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir